
İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana insanlar hep bir şeyleri anlamlandırmak istemişler. Bazen bunu yaparken üzülmüşler, bazen sevinmişler, bazen
kızmışlar bazen de mutlu olmuşlar. Her anlamlandırdıkları şey sanki bir sonrakinin bir alt basamağı olmuş. Yıllarca basamak sayısı artarken gidilecek hedef noktalar da farklılaşmaya başlamış. Her alanın farklı merdivenleri ve farklı basamakları olmuş.
Baktıkları ama göremedikleri, dinledikleri ama duyamadıkları, dokundukları ama hissedemedikleri pek çok şeyle ‘İLETİŞİM’ dedikleri kavramın içini dolduramayan onları/yüzleri bir kenara bırakırsak bakmamalarına rağmen görebilen, dinlememelerine rağmen duyabilen, dokunmamalarına rağmen hissedebilen onları/yüzleri hangi kefeye koyabiliriz?
Uzayın, okyanusların keşfedilmesi ve orada yaşayan şeylerle gizem dolu bir iletişimi merak eden insanoğlu yer yer kendisiyle de iletişim kurmayı istemiştir. İşte istemek belki fark etmeyi beraberinde getirdi ve gözünü fark eden insan gözüyle, dilini fark eden insan diliyle, aklını ve kalbini fark eden insan aklı ve kalbiyle bir iletişim kurdu. Bunu yaparken insanın kullandığı dokümanlar, mekânlar, zaman… Hepsi iletişimin içinde bir anlam taşıdı.
Anlaşılan o ki, iletişim fark etmekle birlikte başlıyor. Peki öyleyse iletişim nedir? diye sorarsak: İletişim, duygu ve düşüncelerin bir şekilde karşı tarafa iletilmesidir. Bunu gerçekleştirirken temel amaç istenen tepkinin alınmasıdır. Bazen amaç sadece kendi tepkimizi ortaya koymak olurken bile bir tepki almayı isteriz. Bu bilinçsizce gerçekleştiğinde iki taraflı yarar zedelenir. Hâlbuki iletişimlerde asıl olan yarardır. Çok yönlü yarar iletişimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğinin ifadesidir aslında.
Kendini geliştirmiş, ne istediğini çok iyi bilen nitelikli bir insan ile yine kendini yetiştirmiş, ne istediğini bilen diğer insan iletişim kurmak istediğinde tıpkı iki elverişli insan evlendiğinde onlarca çocuğu oluşturan sinerji oluşturdukları gibi sınırsızca yararların ortaya çıkacağı nitelikli sonuçlar oluşabilecektir. Halil Cibran’ ın ifadesiyle çekirdeğin/tohumun yüreğindeki ormanı görebilmek gibi.
Herkesin çok iyi bildiği gibi iletişim hayatın her alnında vardır. Bu anlamda düşünürsek aslında hayat başlı başına bir iletişimdir.
Bütün iletişimlerin temelinde kişinin kendisiyle iletişimi vardır. Vücudundaki 700 trilyon hücresiyle gülümseyerek ve pozitif düşünerek sağlıklı bir iletişimin temelini atan insan aslında evrensel bilince katkı için en büyük adımı da atmış olur. Yani başkaları ile sağlıklı bir iletişimin yolu kişinin kendi iç dünyasıyla sağlıklı ilişkisinden geçer ve bunu yapmak evrenin pozitif iletişiminin gerçekleşmesi konusunda bir adım atmasını sağlar.
İnsan iç dünyasında özüyle iletişiminde en önemli olarak mutlu olmaya odaklanır. Kendini mutlu eden şeylere zaman verir, para harcarsa özü kuvvetlenir ve kişisel iç bütünlük konusunda gelişim adımlarını hızlandırır. Yaptığı hareketlerden, söylediği sözlerden dolayı iç huzuru duyan insan bilinçaltına yatırımlar yapar, mutluluğun kulpunu bırakmamacasına tutmuş olur. Hayata bakış açısı geliştiği için değişir ve insanlarla, evrensel diyalogunda olumlu farklılaşmalar başlar. Bambaşka kapılar aralanır. Aydınlık her tarafını çepeçevre kuşatır.
Bakış açısı kişinin iç âlemindeki paradigmalarla dış dünyayı algılamasıdır. Paradigmalar ise ilkelerin temelini oluşturur. İlkelerin ekolojik oluşu insanın iç alemiyle doğrudan ilintilidir. İlkeler herkes için evrensel olan değerlerden oluşursa bütün bir evren yarar görür. Dürüstlük, hakkaniyet, kişisel iç bütünlük, tutarlılık, kişisel onur, potansiyel, hizmet vb… söylenebilecek örneklerdendir.
Kişi, davranışlarının merkezine evrensel olan ilkesini yerleştirmişse başkalarıyla iletişimde zorlanmadığı gibi iç ve dış huzuru yakalayıp yakalatacaktır. Tam tersi bir tutum yani davranışların merkezine aile, eş, dost, arkadaş, para, iş, ego vb… konulursa bu yaklaşımla iletişim sağlıklı ve yararlı olmayacaktır.
Davranışların merkezine evrensel ilkeleri yerleştiren insanlar, karşılaştıkları sorunları da pozitif bakış açısıyla çözüm odaklı bir insan olarak rahatlıkla çözebilir. O kadar ki, bazen sorunlar bu insanlar için dersler çıkardıkları için bir gelişime basamak taşı oluşturur.
Davranışların merkezine evrensel ilkeyi değil de farklı şeyleri koyanlar hayatı çekilmez hale getirebilir ve çözümü hep dışarıdan, başkalarından bekleyebilir. Bu da sorun odaklı bir yaklaşımı beraberinde getirir, nice varlıklar bundan zarar görebilir. Çözüm odaklı yaklaşımlar sorumluluk bilincine katkı sağlayacak, dolayısıyla evrenin düzeni konusu da sorumluluk almış lider, yönetici pek çok kişiler örnekler, mayalar oluşacaktır.
İç iletişimi kuvvetli olan kişi sorumluluğu bizzat kendi üstlenir. Dışa bağımlılık gösterenler de başkalarının sorumluluk vermesini bekler dururlar. Dolayısıyla davranışlarının kontrolü de başkalarının elinde olduğu için sürekli etki altındadırlar. Suçluluk, bahaneler dolaşır bu ortamda. Sorumluluğu hep başkalarına yüklerler ve çözümün değil problemin bir parçası olurlar.
Her bir hayat rolümüz için sorumluluk belirlemek, hem iç iletişim ve hem de dış iletişim için oldukça önemlidir.
İç iletişimi kuvvetli olan insanlar kendi onurlarını önemsedikleri gibi diğer insanların onurlarını da önemserler. Her insanı bir dünya olarak görürler. Kendilerine verdikleri söze özen gösterdikleri gibi başkalarına verdikleri, sözü de oldukça önemserler. Duygu ve düşüncelerini sadece kendileri kontrol ederler ve başkalarının da duygu ve düşüncelerine ancak saygılı olurlar. Ne istediklerini bilirler ve başkalarının isteklerine de saygı duyarlar. Her insanın amacına destek olurlar. Varoluşun 5 boyutunu bilip ona göre davranırlar.
Kalıcı bir gelişim ve değişim için öze dönmek ve destek olmak yeterlidir. Öze dönük nice çalışmalarla birlikte olmak dileğiyle…
Ramazan VAROL
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
NLP Master Trainer
Hypnosis Trainer
Birey/Aile/Kurum Danışmanı


