Anasayfa Yaşam Suudi Arabistanda Yaşam

Suudi Arabistanda Yaşam

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

S.Atasever
Bir Ağustos gecesi Cidde havaalanına inen uçaktan başımı usulca dışarı çıkardığımda

kendimi adeta kızgın bir fırının içersinde buldum.  Sonra ortalığa hakim olan siyah beyaz renk her tarafımı kuşatmış, yabanlığımı ve yabancılığımı haykırmıştı sanki üzerime. Kadınlar abaye denilen ve yerlere kadar sürünen siyah kıyafetler içerisinde dolaşıyor. Kimi gözlerine kadar kapatıyor, kimi yüzünün tamamını siyah bir örtüyle doluyor. İlk geldiğim bu günlerde etrafımda siyahtan başka bir rengin olmayışını oldukça yadırgamış, vitrinlerdeki bunca kıyafeti zavallı satıcıların! hiç satamadığını düşünerek onlara acımıştım. Türkiye’de iken umreye gitmiş bir komşumu ziyaret ettiğimde etrafında siyahlar ve beyazlar içerisinde gördüğü herkesi Arap zannettiğini ve herkese aynı genellemeyi yaptığını fark etmiştim. Oysa bir ülkede olması olağan yabancı nüfustan kat be kat fazla yabancı yaşıyor burada belki de nüfusun yarısını oluşturuyor bu kesim. Tunus, Sudan, Yemen, Lübnan, Fas, Mısır gibi pek çok Arap ulkesinden insanlar olduğu gibi Bangledeş, Filipin, Pakistan, Endonezya, Somali, Malezya , Habeşistan gibi pek çok ülke insanı da ekmek parası telaşıyla kendi ülkelerinden kopup buralara gelmişler. Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkelerden insanları da sıkça görmek mümkün burada. Hal böyle olunca oldukça kozmopolitik bir tablo çıkıyor ortaya. Tam bir kültürel kaos yaşanıyor anlayacağınız. Hangi millete ya da dine mensup olursa olsun bütün kadınlar abaye denilen o geleneksel kıyafeti giymek zorundalar. Ancak isteyen başı açık dolaşabiliyor. Bir kısmı ise yüzünü sadece, ya gözleri açık kalacak şekilde kapatıyor ya da yüzünün tamamını. Aralarında benim arkadaşlarımın da olduğu hakikaten takva boyutuyla yüzlerini kapatan kadınlara sadece hürmet ediyorum. Ancak geleneğin ya da belki sadece eşinin baskısıyla yüzünü kapatıp islamın özüne aykırı bir duruş sergileyen kadınlar da yok değil. Bu tarz yüzünü kapatanlarda hangi manzaralarla karşılaşmadım ki! Upuzun tırnaklar üzerinde kıpkırmızı ojeli kadınlar mı görmedim, ya da içine giydiği dizlerine kadar taytın altındaki bacaklarını gösterebilme gayretiyle abayesinin düğmelerini açık unutmuş! kadınlar mı! Kapatılan yüze inat masmavi, yemyeşil, pespembe boyanmış gözler, rimelli kirpikler.. Kollar mümkün olduğunca dirseklere kadar sıvanmış, altın bilezikler daha güzel görünsün diye. Örtüsü önde yüzünü kapatma telaşındayken arkadan kuğu gibi boynu olduğu gibi dışarıda kalmış vs. vs. Üstelik dışarıda yüzlerini bu derece kapatan bazı kadınlar evdeki erkek hizmetçilerinin ya da misafirlerinin yanında örtüden uzak bir yaşam sürüyor. Genel manzara, kadının üzerine yıkılmış ağır bir geleneğin faturası gibi görünüyor. Burada gözlemlediğimiz bu nahoş durumlar elbette islamın kendisi değil, Arap toplumuna hakim olan kültür. Ancak şeriatle yönetilen bir ülke olması hasebiyle sanki bu olumsuz manzaralar ve de kadınların sosyal hayatın bu denli dışına itilmesi bazı art niyetli kişilerce dünyaya İslam bu diye lanse edilmeye çalışılıyor. Ve tabi dışardan bakan da şeriat bu diye düşünüyor. Oysa sahabe dönemindeki kadınlara bir bakarsanız şimdiki sosyal yaşam eşiğinin çok daha üstünde yaşadıklarını görürsünüz. Aslında problem Müslümanların kuran ve sünnet eksenli bir yaşamdan, geleneğin islamın üzerine çıktığı bir yaşam eksenine kaymaları. Böyle olunca da ne yazık ki kadınlar pek çok sosyal haktan mahrum kalıyorlar. Daha evlilik müessesine adımlarını atarken tedirginler. Bir yastığa ömür boyu baş koymak hayal pek çoğu için. Bir iki çocuktan sonra hiçbir sebepsiz ailelerinin evine gönderilen genç kadınlar duyuyorum. Maksat çoğunlukla başka bir kadınla evlenmek oluyor. Çünkü Arap kadınının eğitim seviyesi arttıkça artık çok eşliliğe müsaade etmiyor. Peki ya erkeklerin peygamber efendimizin hangi zaruri haller içerisinde bu şekilde hareket ettiğini göz ardı edip, bunu yapılması mutlak bir farz gibi telakki etmelerine ne demeli? Böyle olunca da ortalıkta anne ya da babasından ayrı yaşayan pek çok çocuk görebilmek mümkün oluyor. Aileye bir toplumun çekirdeği dersek, burada o çekirdek daha filizlenemeden çürüyor. Burada uzun yıllar kalmış ve Arap halkıyla yakın temasa geçmiş insanların ilginç tespitleri var. Sosyolojik olarak tartışılabilir belki ama doğruluk payını da göz ardı etmemek, ancak genelleme de yapmamak gerekir. Kadınların eşlerine karşı güvensiz oldukları için çocuklarını da yeterince sahiplenmediklerini düşünüyor bu kişiler. Kadınlar, bol para, kocaman villalar, içlerinde şoförleriyle jipleri, evlerinde bolca hizmetçileriyle adeta uyutulmuş ve uyuşturulmuş bir hayat yaşıyor. Ve gelecek kaygısıyla mala, mülke ve ziynet eşyasına fazlasıyla tamah ediyor. Kadınlar sokaklarda araba kullanamıyor, sürekli bir erkeğe bağımlı bir hayat yaşıyor. Bu durum en çok Bangladeşli şoförlere yarıyor. Eğitim başlı başına bir sorun Suudi Arabistan’da. Yaşamın dört bir yanına sinmiş laçkalık okullarda da kendini gösteriyor. İlginç manzaralar var okullarla ilgili: Suud okullarında okuyan erkek çocuklarının anneleri veli toplantılarına katılamıyor. Babalar gidebiliyor yalnızca. Babasız çocuklar ne yapıyor doğrusu bilmiyorum. Kızınız varsa da bu sefer de baba giremiyor okula. Çocuklar ceplerinde çok ciddi paralarla okula gönderiliyor. Rahat para harcıyorlar. Daha küçük yaştan belirli bir disiplinden yoksun yetişiyor bu çocuklar. Ciddi bir eğitim politikasından da yoksun görünüyorlar. Eşi Suudlu olan kendisi İngiliz bir arkadaşım var . Okulların açıldığı ilk gün koşturarak gelmişti Arapça kursuna. Bugün şoförüm nereye gideceğini şaşırdı diye. Sabah 8.00’ da başlayan okul ilk hafta 10. 30’ da bitiyor. Ertesi hafta 11.00, daha sonraları bir düzene giriyor ve tatile yakın yine yavaş yavaş azalıyor bu saatler. Sanki geri sayım başlıyor. 12, 11, 10… Eğitim-öğretim yılı boyunca da üç-dört kere tatil oluyor okullar. Oğlumun okulunda geçen sene toplam 45 gün tatil olduğunu hesapladım. Tabii bu sayıya yarın okulda veli tolantısı var okul tatil, bugün okulda şu işimiz çocuklarınızı 11'de alın gibi pek çok tatil kaçamağını da hesaba katmaz isek. Paralı okulların hali böyleyken devlet okullarında durumun vahameti biraz daha kabarık. İş hayatı da bu laçkalıktan nasibini alıyor elbet. Suud yasaları gereği bazı işyerlerinde belirli sayıda Suudlu çalıştırmaları zorunlu müesseseler bazen bir Suudluyu çalıştıramayacağını anlayınca “Alın maaşınızı ve yeter ki gelmeyin” diyor diğer işçilere kötü örnek oldukları için. Ülkeye, halka yapılan yatırım hep minumum miktarda kalıyor daim. Kraliyet ailesi yol kenarlarındaki tabelalara asılan ‘kendin pişir kendin ye’ tekniğini uyguluyor. Her niyeyse onların kazanına düşen yemeğin hep etli kısmı oluyor. Desem inanır mısınız hala bir yer altı su şebekesi pek çok yerde yok diye. Binalarda buluna su depolarına her gün koca koca kamyonlarla arıtılmış deniz suyu taşınıyor. Zaten kabus olan trafiğe bir de bu su kamyonları eklenince trafik çekilmez bir çileye dönüşüyor. Çok daha korkuncu en azından Cidde için söyleyebileceğim şehrin doğru dürüst bir kanalizasyon şebekesinin dahi bulunmayışı. Ne diyeyim, devasa vilları ve jipleri onları mutlu etmeye yetiyor herhalde. Aslında korkunç olan kimi, kime şikayet edecekleri!!! Ülkede sosyal gruplaşmalar, cemaatleşmeler, belirli bir vakıf altında hizmet verme gibi konular hep baskılanmış. Bunlar ya yasak, ya da cüzi bir miktarda yapılanmasına izin veriliyor. O da ciddi bir baskı altında tabii. Kasıtlı olarak bir araya getirilmemiş, baskılanmış toplumdan da öyle güçlü seslerin çıkması pek mümkün görünmüyor. Ve diğer Arap ülkeleriyle ilişkilerin, olması gerekenin çok çok gerisinde oluşu da aslında başlı başına bir yazı konusu. Çözülememiş bir sürü ticari ve siyasi sorun öylece bir köşede bekleşip birinin bunları çözmesini bekliyor. Müslümanların kolektif olamayışının da katkısı var bunda. Bu ahval ve şerait içinde, işte gelip elin Fransız’ı, İngiliz’i, Alman’ı gelip okullar açıyor, hastaneler kuruyor, şirketler işletiyor, büyük Arap firmalarıyla ortaklıklar kuruyor ve nihayetinde batıya büyük bir sermaye akışını sağlıyor. ‘Çalışmak nasıl olur, işte görün.’ der gibi. Daha önceki yazımda da Akif’in bu dizelerini almıştım ancak tekrar yazmadan edemeyeceğim. “Ağlarım, anlatamam. Söylerim, dinletemem. Dili bağlı kalbimin. Ondan böyle bizarım.” (M. Akif Ersoy) Bu yazıyı yazmamda ki asıl maksat bu coğrafyada beni müteessir eden kısmın fotağrafını çekmek idi. Ancak burada uzun yıllar yaşayan kardeşlerim haklı olarak “bu fotağrafın öbür yarısı nerde” der gibi itiraz ettiler haklı olarak. Hiç mi güzel bir şey yoktu burada. Elbette var. Bir kardeş, burada islamı hakkıyla yaşayan insanlar olduğunu hatırlatmaya çalışıyordu bana. Özetle şöyle diyordu: “Yetmiş yaşında hayır işlerine koşanlar var burada. Sünnete sımsıkı bağlı yaşayanlar. Dört-beş yaşlarında Kur’an’ı hıfz etmiş yüzlerce çocuk var. Küçük yaşlarında onlarca hadis ezberleyenler. Gördüklerimizi güzellikle düzeltmeli, gözlerimizi iyiye çevirmeliyiz, iyiyi görmeliyiz .” diyor. Allah razı olsun bu kardeşimizden. Güzellikleri görmeliyiz gerçekten ama yanlışlara da, "Aldırma böyle gelmiş, bu dünya böyle gider." teslimiyetiyle yaklaşmamalıyız. Elimizle, dilimizle bir şeylerin ucundan tutup düzeltmeye çalışmalıyız. Evet gerçekten de Kur’an-ı Kerim’in hayatlarının bir parçası olduğu insanlar da çok bu ülkede. Gelenekle İslamı birbirine karıştırmayanlar... Bizden çok daha fazla okuyorlar, anlamaya çalışıyorlar. Hemen ülkemdeki ramazan Müslümanları geliyor aklıma, Cuma ve kandil geceleri Müslümanları. Kur’an’ı tozlu raflardan indirip belirli günlere sıkıştırdığımız geliyor aklıma. Suudi Arabistan’da, Türkiye’de, Malezya’da ve daha nice İslam ülkesinde geleneğin dar kalıplarına sıkıştırılmış kültürel bir yaşam islama mal edilmemeli, gelenek İslamın önüne geçmemeli. Şayet bundan sonra birileri çıkıp: Müslümanlar niye böyle yerinde sayıp duruyorlar. Batı medeniyetini, teknolojisini bir türlü yakalayamıyorlar diye sorarsa… Ne mi derim? Kuran daha tam anlamıyla çözülememiş, açılamamış gizli bir hazine. Sünnet, o hazineyi açacak nurlu bir anahtar. Yeter ki görmesini bilelim.
Nurşah Karaca Kasım 2009, Cidde

Son Güncelleme ( Çarşamba, 31 Mart 2010 08:46 )  

Popüler Makaleler