
Ebru D.
Paranoyak bir hayatın kalburüstü gerçekleri işlenmiş İstanbul’un surlarına. Sonra türküler söylenmiş kahve kokusu gözlerinin ardından... İstanbul bile ağlamış gözlerine...O çocuk yüzüne en çok o çocuksu gülümsemeni yakıştırabiliyordum. Yüzüne yakışanlar listesinde kaçıncı sırayı alabilirdim hiç düşünmüyordum. Sadece gülümse istiyordum İstanbul’a inat. Bu günlerde yabancı coğrafyalarda keşifler yapıyordum sanki. En güzel hangi şarkıda kaybolabilirim diyerekten. Sonra bir çift göz tarafından bulunmak; bulduğunun farkına bile varamadan kaybolmak ya da hükümsüz kalmak yedi tepeli diyarda... Bu yabancısı olduğum topraklarda, tek tanıdığım şey çocuksu gülümsemen ve İstanbul bakan gözlerindi... Gözlerindi İstanbul bakan, İstanbul’du güzel gözlü olan. Ve bir adres veren cümlede İstanbul, en çok sen özne olduğunda güzeldi bütün senli cümlelerde. Sonra boğazları İstanbul gözlünün. Sonra bir balıkçı barakasında balık-ekmek yemek tadında o günlerin hayali... Sonra bir ada vapurundan martılara simit atmak. Üşümek delice. Sonra kahve kokusu gözlerinin refakatinde üşüyen pembe yanakların ki en çok pembeyi seversin sen, ben ise en çok maviyi. Denizlerin rengiydi mavi. İstanbul ise kahve kokan gözlerin... Aynı mesafede olmasa da özlediğimiz tek şey İstanbul’du. Eşit aralıklarla hasret tüttürdüğümüz. Ben İstanbul’u en çok gözlerinde kaybederdim. Sonra yine aynı günün başında ya da sonunda güneşin ufka değdiği yerde bulurdum. Çünkü gözlerindi bende ki İstanbul. Ben İstanbul’u en çok gözlerinde severdim. Aşina olduğum Akdeniz seyr-ü seferlerinde her gün biraz daha kaybolarak... Sen İstanbul’u özlerdin. Ben ise İstanbul’un gözlerini... Şimdi kendimi de alarak düşüyorum yollara. İçimden geçen bütün yollara sırt çevirerek bilmediğim en uzak yerlere, kaybolmaya gidiyorum, yol üstü portatif yalnızlıklarıma uğrayarak... İçimden geçen ama içimde olmayan o yere. Kahve kokulu gözlerine... İstanbul’a... İstanbul... Bildiğim en uzun şarkısın sen kahve gözlünün dudaklarında. O kadar güzeldi ki her şey, çocukluğumun anne kokan ninnileriydi sanki. Sanki sevdiğim bütün şarkılar bir annenin çocuğuna bebeğim demesi tadındaydı... İstanbul gözlümeydi... Haydi, gülümse şimdi... Sonra tanımak seni mısralarda. Kurduğum her cümlenin en güzel öğesi yapmak seni. İstanbul’u gözlerine taşımak. İşte bu yüzdendir kelimelerimin kifayetsizliği... Seni tanımak; insanın kendi içinden vazgeçip başka bir içe sığınması. Seni tanımak; insanın İstanbul’u sevmesi demek... İstanbul’du kahve kokan gözlerinSonra üşümekte pembe yanaklarınArdından dudaklarında gülümsemekti İstanbul İşin aslıAslında benim asıl sevdiğim İstanbul’dan çokKahve kokulu gözlerindiGözlerin İstanbul oldu olalı...
Yazan:Mustafa BALTACI
Seslendiren:Ebru DENİZ



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.